Yuşa Tepesi’nin Çağrısı: İnancın Ötesindeki O Muazzam Enerji
Herkese merhaba, Beni tanıyanlar ve yazılarımı okuyanlar bilirler ki benim herhangi bir dini inancım yoktur. Ancak şuna yürekten inanırım: Evrenin, dünyanın, insanların ve tüm varlıkların özü enerjidir. Her şey enerjiden var olur ve enerjinin kendisidir. Bu düşünce, hayatımın merkezinde duran bir gerçektir.
Bir Pazar Yolculuğunun Başlangıcı
28 Eylül Pazar günü, sıradan bir hafta sonu sabahıydı. Eşim ve kızım her zamanki gibi özenle hazırlanmış bir kahvaltı sofrası kurmuşlardı. Sohbet ettik, çaylarımızı yudumladık, gülüştük. Ama fark ettim ki eşimin içinde bir kıpırtı, bir değişiklik isteği vardı.
O an içimden gelen bir dürtüyle “Hadi kalk, gidiyoruz,” dedim. “Peki ama nereye?” diye sorduğunda gülümsedim: “Sürpriz,” dedim sadece.
Yola koyulduk. Uzun, meşakkatli ama bir o kadar da güzel bir yolculuğun sonunda Beykoz’un boğaza bakan sırtlarında, Yuşa Tepesi’ne vardık. Eşim için de, benim için de Hz. Yuşa’nın kabrine ilk ziyaretimizdi. Eşimin gözlerindeki şaşkınlık ve mutluluğu görmeliydiniz.
Sözcüklerle Anlatılamayan Bir Enerji
O tepede öyle bir enerji vardı ki, tarif etmeye kalksam kelimeler kifayetsiz kalır. Bir yer düşünün: sessiz ama aynı zamanda canlı, görünmez bir akışla çevrili… Rüzgârın uğultusu bile sanki bir anlam taşıyor, taşların üzerindeki yosunlar bile bir şeyler fısıldıyor gibiydi.
Oradaki atmosferi anlatmak değil, yaşamak gerek. Çünkü kelimeler, o hissin sadece gölgesi olur.
Ziyaretimizi tamamladık, eşim dualarını etti. Akşamın karanlığı çoktan bastırmıştı dönüşe geçtik. Yine uzun, sessiz bir yolculuktan sonra evimize vardık. Fakat içimde, oraya bıraktığım bir parça vardı sanki.
Bir Hafta Sonra Yeniden Çağrı
5 Ekim Pazar günüydü. Bu kez eşim ve oğlum dışarı çıkmışlardı, kızım da arkadaşlarıyla vakit geçirecekti. Evde yalnızdım. Ama içimde tanıdık bir çağrı yankılanıyordu: Yuşa Tepesi beni yeniden çağırıyordu.
Kahvaltı bile yapmadan çıktım yola. Bu kez bir acelem yoktu. Yavaş yavaş tırmandım tepeye, sessizliği dinleyerek. Hz. Yuşa’nın kabrinin etrafındaki duvarın kenarına oturdum. Belki bir saat… belki daha fazla. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.
Gözlerimi kapattım. Rüzgârla birlikte gelen enerjiyi hissetmeye çalıştım. Kendimle konuştum, iç sesimi dinledim. Geçmişimi, hatalarımı, başarılarımı, pişmanlıklarımı düşündüm. Ve sonra… dileklerimi, arzularımı, hedeflerimi — yani geleceğimi — o kutsal enerjiye teslim ettim.
Orada, o atmosferin içinde bir tür içsel teslimiyet yaşadım. O tepenin sessizliği bana konuştu. Ve ben sadece dinledim.
Yuşa Tepesi’nin Bıraktığı İz
O gün oradan ayrılırken içimde tarifsiz bir huzur vardı. Sanki o tepe, beni olduğumdan biraz daha “ben” yapmıştı. Enerjisiyle içimi doldurmuş, zihnimi arındırmıştı.
Bir gün, Yuşa Tepesi’nin çevresinde bir evim olmasını, o enerjiyi sık sık hissedebilmeyi içten içe diliyorum. Ama orada yaşayamasam bile biliyorum ki, o tepe beni çağırmaya devam edecek. Ve ben her çağrısında, yeniden o yola düşeceğim.
Son Söz
Yuşa Tepesi’ndeki atmosferi anlatmak mümkün değil. Onu sadece yaşayabilirsiniz.
Belki bir gün siz de yolunuzu oraya düşürürsünüz — ve belki o zaman ne demek istediğimi anlarsınız.
Enerjiyi hissetmek için inanç gerekmez. Sadece açık bir kalp ve sessiz bir zihin yeterlidir.













Güzel bir yer bilgi için teşekkür ederiz.