İradenin Kısa Devresi

Birkaç aydır elimin üstünde başlayan karıncalanma, son günlerde yerini uyuşmaya bırakınca nörolojiden randevu aldım. Doktorun yönlendirmesiyle ilk kez EMG çekildim. Açıkçası nasıl bir şey olacağını pek bilmiyordum. Ama yaşadığım deneyim, sadece bir tıbbi test olmanın ötesine geçti; kendimi sorguladığım, bedenime ve varlığıma farklı bir gözle baktığım bir ana dönüştü.

İlk elektrik uyarısı verildiğinde parmaklarımın istemsizce hareket edişini izledim. Sanki iradem askıya alınmış, yerini görünmeyen bir komuta zinciri almıştı. Bir tuşa basılmış gibi… ve ben, o tuşun sonucunu yaşayan bir mekanizmaya dönüşmüştüm. O an şunu düşündüm: Eğer bir hareket, dışarıdan verilen küçük bir elektrikle gerçekleşebiliyorsa, “ben istiyorum” dediğim şey gerçekten ne kadar bana ait?

İnsan, kendini çoğu zaman merkezde konumlandırır. Düşünen, karar veren, yöneten bir özne olarak… Oysa o gün, bedenimin içinde işleyen sistemin beni ne kadar kolay devre dışı bırakabildiğini gördüm. Sinirlerim, kaslarım, elektrik sinyalleri… Hepsi kusursuz bir düzen içinde çalışıyor, ama ben o düzenin neresindeyim? Yönetici miyim, yoksa sadece bir gözlemci mi?

“Ben” dediğim şeyin sınırları ilk kez bu kadar belirsizleşti.

Bize anlatılan hikâyeler vardır: Çamurdan yaratılan beden ve içine üflenen ruh… Belki de bu anlatılar, insanın kendini ayrıcalıklı hissetme ihtiyacının bir ürünüdür. Çünkü gördüğüm şey şuydu: Hareketler elektrikle, duygular kimyayla açıklanabiliyor. Bir hormon değişiyor, ruh halin değişiyor. Bir sinir uyarılıyor, kasın hareket ediyor. Bu kadar mı? Gerçekten bu kadar basit mi?

Ama mesele tam da burada karmaşıklaşıyor.

Çünkü eğer her şey bu kadar açıklanabiliyorsa, neden hâlâ “ben” diye bir şey hissediyorum? Neden sadece çalışan bir sistem değil de, o sistemin farkında olan bir varlık gibi yaşıyorum? Elektrik akımı parmağımı oynatırken, o hareketi izleyen kim? O anı anlamlandıran, sorgulayan, hatta bundan rahatsız olan şey ne?

Belki de insanın en büyük yanılgısı, kendini ya tamamen mekanik ya da tamamen metafizik sanmasıdır. Oysa ikisinin arasında, tanımlanması zor bir yerde duruyoruz. Ne sadece et ve siniriz, ne de tamamen soyut bir “ruh”. İkisi arasındaki o gri alan… belki de “ben” dediğimiz şey tam olarak orada oluşuyor.

EMG sırasında hissettiğim şey sadece kaslarımın hareket etmesi değildi. Kontrol fikrimin kırılmasıydı. İradenin mutlak olmadığı gerçeğiydi. Ve en çok da, varlığımın sandığımdan daha kırılgan, daha çözülebilir bir şey olduğunu fark etmekti.

Peki ya sonrasında?

Bir gün bu elektrik akımları durduğunda, bu kimyasal denge çözüldüğünde… geriye ne kalacak? “Ben” dediğim şey de bu sistemle birlikte mi yok olacak, yoksa bu sadece bizim anlayabildiğimiz kısmı mı?

Belki de asıl mesele, bu soruların cevabını bulmak değil. Onlarla yaşamayı öğrenmek.

Çünkü insan, bazen bir EMG cihazına bağlıyken bile, kendini evrenin en büyük bilinmezi olarak hissedebiliyor.

Ben neyim

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Tüm hakları saklıdır © www.kamilgunduz.com.tr