Halkın İradesine Karşı Siyasi Müdahale
Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasi gelişmeler, yalnızca sandık sonuçlarıyla değil; yargı kararları, soruşturmalar ve siyasi müdahaleler üzerinden de tartışılmaya devam ediyor.
Özellikle CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar ve açılan davalar, toplumun önemli bir kesiminde “hukuk mu, siyaset mi?” sorusunu her geçen gün daha da büyüttü.
Bu süreç İstanbul’da başladı, Ekrem İmamoğlu ile zirveye ulaştı. Ardından diğer CHP’li belediyeler hedefe kondu. Aynı süreçte AKP’ye geçen belediye başkanlarına, siyasetçilere rozet takılırken, boyun eğmeyenlere kelepçe takıldı. İktidara katılanlar “makbul”, karşı duranlar “suçlu” ilan edildi. Herkes gerçeği görüyordu ama bazıları hâlâ bunun hukuki olduğuna inanmak istiyordu.
Halkın önemli bir kısmı bu davaların hukuki değil siyasi olduğuna uzun süredir inanıyordu. Buna rağmen hâlâ “belki gerçekten hukuk işliyordur” diye düşünenler de vardı. Ancak CHP’ye yönelik yürütülen süreçte alınan “mutlak butlan” kararı, birçok kişi açısından artık tartışmanın yönünü değiştirdi. Çünkü bu karar, kamuoyunda uzun süredir dillendirilen “yargının siyasallaştığı” düşüncesini daha görünür hale getirdi.
Bugün gelinen noktada insanlar sadece bir mahkeme kararını değil, aynı zamanda kendi iradelerine yönelik bir müdahaleyi tartışıyor. Çünkü demokrasi yalnızca seçim yapmak değildir; seçilen iradeye saygı göstermektir. Belediye başkanlarını değiştirebilirsiniz, siyasetçileri transfer edebilirsiniz, hatta partilerin iç işleyişine müdahale etmeye çalışabilirsiniz. Ama seçmenin vicdanını ve hafızasını transfer edemezsiniz.
Bu halk geçmişte de kendi iradesine karşı yapılan müdahalelere sessiz kalmadı. Kendisi adına karar vermeye çalışanlara, sandıkta çok sert cevaplar verdi. Çünkü bu toplum, farklı görüşlere sahip olsa bile, iradesinin yok sayılmasına karşı güçlü bir refleks geliştirmiştir.
Ben de alınan bu karar karşısında üzgünüm. Öfkeliyim. Çünkü benim gözümde bu yalnızca hukuki bir mesele değil; doğrudan siyasi bir tercihin yargı eliyle uygulanmasıdır. Hukukun, toplumun vicdanını rahatlatması gerekirken daha fazla kutuplaşma üretmesi, ülke adına kaygı vericidir.
Bugün belki bazı kararlar alınabilir, bazı isimler hedef haline getirilebilir. Fakat unutulmaması gereken bir gerçek var: Demokrasilerde son sözü her zaman halk söyler. Ve halkın iradesi, hiçbir siyasi mühendislik çalışmasından daha güçlü değildir.
Halkın İradesi Yargılanamaz












