İnsanlar mı Değişti, Bakış Açım mı?
Keşke… Keşke onbeş onaltı yaşlarıma geri dönebilsem. Evimizden çıkıp Gebze’nin küçücük ama kendine has o Çarşısı’na varabilsem. Sonra adımlarımı İsmet İnönü Parkı’na, namı diğer Çamlık Parkı’na çevirsem. Banklardan birine oturup etrafı seyrederken, elinde lahmacun sandığıyla geçen o lahmacuncu abi yine gelse… “Lehmecun!” diye bağırsa.
Ben de, “Abi bir tane lahmacun verir misin?” desem.
O sıcacık, kağıda sarılı lahmacunu elime alsam. Bitirir bitirmez dayanamayıp, “Abi bir tane daha verir misin?” desem.
O lahmacunu yerken, insanların bir o yana bir bu yana gidişini seyretsem. Kimi aceleyle yürür, kimi arkadaşına takılır, kimi sadece zaman öldürür… Ama hepsinin bir hikayesi vardır.
O zamanlar cebimdeki parayla ikinci lahmacunu aldığımda, param biterdi. Yine de mutlu olurdum. Hükümet Caddesi’nden aşağıya doğru yürürken, cebimde para kalmadığı için Çarşı Çeşmesi’ne uğrardım. Avucumu suya dayayıp kana kana içerdim o garip ama güzel sudan.
Etrafımda bir sürü insan olurdu:
Aşağı yukarı yürüyen, alımlı ama edepli hanımefendiler…
Yakışıklı, boylu poslu ama bir o kadar da onurlu, gururlu beyefendiler…
İnsanlar koşuştururdu; ben ise sadece izlerdim.
Hayretle, sessizce, keyifle.
Şimdi düşünüyorum da…
Acaba eskiden insanlar mı güzeldi?
Yoksa sadece çocukluğum muydu güzel olan?
Belki de o zamanlar her şeye güzel bakabiliyordum, kim bilir?
Şimdi neden yaşamaktan, yemekten, içmekten zevk almıyorum?
Neden insanlardan nefret ediyorum, neden bu kadar uzak hissediyorum herkese ve her şeye?
Bir türlü anlayamıyorum…
Belki de büyüdükçe değil, unuttukça eksiliyoruz.
Unutuyoruz o lahmacunun tadını, o çeşmenin suyunu, o sade mutlulukları…
Ve bir gün dönüp geçmişe bakarken fark ediyoruz:
Aslında hayatın en güzel zamanı, hiçbir şeye sahip olmadığımız ama her şeyden keyif aldığımız o yıllarmış.













Kamil bey, herşey değişiyor, yaşımız ilerliyor, “nerde o eski bayramlar” derdi eskiden büyüklerimiz, şimdi biz diyoruz nerde o eski günler diye. Bence o zamandan bugüne çok hızlı bir değişim var, idrak edemediğimiz… lahmacunun tadını, suyun tadını, sadeliği özlüyoruz, kentsel dönüşüm diye bir tabir girdi hayatımıza, topyekûn bir değişim var, bence kötü yönde bir değişim bu. Nereye baksak, ne yesek, ne içsek, herşeyde bir kötü değişim.
Ne yazık ki, bizim ebeveynlerimiz bizi, biz de kendi çocuklarımızı iyi birer insan olarak yetiştiremedik. Toplumda insanlar kötü bire insan oldular, değerler kayboldu.
Belki de içinde bulunduğumuz çalışma ve ticaret hayatı, ülkemizdeki ekonomik koşullar, siyasi atmosferin topluma ve dolayısıyla bize yansımaları, insan ilişkilerinin giderek zorlaşması… Tüm bunlar bizleri fazlasıyla yıpratıp yorduğu için, hayatın, yediklerimizin ve içtiklerimizin tadı tuzu kalmamış olabilir.