Cehalet Bilmemek Mutluluktur

Hey cehalet…
Sen ne kadar güzel bir şeysin.
Bazen insanın omzuna çöken yükleri, düşünmenin getirdiği sancıları, geleceğe dair kaygıları bir çırpıda silip süpürüyorsun. Hayat, senin gölgenin altında çok daha basit, çok daha “yaşanır” bir hâle geliyor.

Karşımızda bir primat var. Öğle vakti, uykusundan ağır ağır uyanıyor. Göbeğini kaşıyarak, yarı sersem hâlde… Uyanması kolay değil; zamana ihtiyacı var. Yatağının mağara olmadığını fark etmesi bile bir süre alıyor.

Ama bugün şanslı günü. Dişi primat mutfağa girmiş, salçalı makarna pişirmiş. Sıcak bir tabak makarnanın ardından gelen o sahici mutlulukla, dünya sorunları midede eriyip gidiyor. Şeker yükseliyor, düşüyor… Saatler akıp gidiyor. Bir bakmışsın, akşam olmuş bile.

Ve yine makarna. Tencerede iki paket daha kaynıyor. Karnını doyurup çekyatın baş köşesine kuruluyor bizim primat. Kumanda elinde, televizyon karşısında sevdiği diziyi izlerken hayattan daha ne isteyebilir ki? Yanında çay, biraz sohbet, belki de bir çift gözün davetkâr bakışları… Arada yaşanan vahşi birleşmeler… Sonrası yine aynı döngü: yemek, içmek, uyumak.

Ekonomik kriz?
Felsefi sorular?
Varoluş sancıları?
Bunlar onun evreninin dışında.

Onun için hayatın ritmi çok daha basit: Ye, iç, uyu, haz al.

Ve işte buradan bakınca, cehalet gerçekten bir nimet gibi görünüyor. Çünkü düşünmeyen, sorgulamayan, yarınını planlamayan insan bugünün keyfini sürebiliyor. Büyük resmi görmese de küçük mutlulukların içinde kaybolmayı başarıyor.

Belki de mutluluğun asıl sırrı budur:
Bilmemenin hafifliği.

“Sevgili Aziz Nesin, seni sevgiyle, saygıyla ve derin bir özlemle anıyorum.”

Ohhh keyf ve mutluluk

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Tüm hakları saklıdır © www.kamilgunduz.com.tr