Yazdım da Ne Oldu?
25 Mayıs’ta “Anadolu’da Bir Köy Hayali ve Bitmeyen Koltuk Sevdası” başlıklı yazımı yayımladım. O günden beri yazı yayınlamadım.
Aslında bilgisayarın başına oturup birçok kez yazı yazdım. Butlan kararını eleştiren, kaybedenin muktedir iktidar olduğunu, kazananın ise Özgür Özel ve ekibi olduğunu anlatan uzun değerlendirmeler hazırladım. Düşündüm, araştırdım, yazdım…
Ama sonra dönüp baktım ve yayınlamadım.
Hatta sildim.
Çünkü içimde giderek büyüyen bir soru vardı:
”Düşünüyorum, anlatıyorum, yazıyorum… Ne değişiyor?”
Yıllardır yazıyoruz. Düşünüyoruz. Konuşuyoruz. Eleştiriyoruz. Uyarıyoruz. Sonra ne oluyor?
Çoğu zaman hiçbir şey.
Ama işin ilginç (kötü) yanı, yazılanlardan dolayı ortaya çıkan riskleri, mahkemeleri, soruşturmaları ve stresi yaşayanlar da yine yazanlar oluyor.
Bir noktadan sonra insan kendine dönüp bakıyor ve yorulduğunu fark ediyor.
Belki de şu sıralar yaşadığım şey tam olarak bu.
Pes etmek mi?
Belki biraz.
Teslim olmak mı?
Belki biraz da o.
Ama daha çok, omuzlarında taşıdığı yükü yere bırakıp dinlenmek isteyen bir insanın ruh hâli.
Çünkü bazen ülkenin bütün sorunlarını sırtlanmış gibi hissediyorsunuz. Sonra bir gün fark ediyorsunuz ki dünya dönmeye devam ediyor, insanlar günlük hayatlarına devam ediyor ve siz sadece kendi ömrünüzden eksiltiyorsunuz.
Son günlerde sabah kalkıyorum, sahile gidiyorum.
Denize giriyorum.
Biraz yüzüyorum.
Kafamı dağıtıyorum.
Hatta bu satırları da denizin kenarında, yüzüp çıktıktan sonra yazıyorum.
Karşımda dalgalar var.
Gökyüzü açık.
Rüzgâr hafif hafif esiyor.
Ve kendi kendime düşünüyorum:
”Ülke yanıyor da bir benim mi derdim?”
Belki de bazen insanın kendine böyle bir izin vermesi gerekiyor.
Her kavgaya koşmamak.
Her tartışmanın içinde olmamak.
Her yükü omuzlamamak.
Bazen sadece oturup denizi seyretmek.
Bazen sadece nefes almak.
Bazen de dünyanın bütün dertlerini birkaç yüz yıllığına kenara bırakıp hayatın tadını çıkarmak.
Çünkü ne kadar kabul etmek istemesek de hayat; siyasetten, seçimlerden, koltuk kavgalarından ve bitmeyen tartışmalardan ibaret değil.
Bugünlük böyle olsun.
Belki yarın yine yazarız.
Belki yine eleştiririz.
Belki yine memleket meselelerini konuşuruz.
Ama bugün değil.
Bugün deniz var.
Bugün güneş var.
Bugün biraz huzur var.
Ve bugün kendi kendime şunu söylüyorum:
”Bu ülkenin derdi bir benimi gerdi. Bundan sonrası biraz da yaşamak olsun.”
Hadi o zaman…
Bok gibi ekonominin.
Antidemokratik ülkenin.
Hep beraber biraz tadını çıkaralım.
Ohh…












