Kendimi Hintli Gibi Hissettim

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada yaşadığımız bazı sorunlara dair eleştirel bir paylaşımda bulundum. Paylaşımın ardından oğlum bana son derece nazik bir şekilde şöyle dedi:

‎”Babacığım, bu tür şeyleri paylaşmasan daha iyi olur. Belki bazı müşterilerimiz bu sözlerden rahatsız olabilir. Boş yere işimizi, emeğimizi riske atmaya gerek yok.”

‎Oğlumun bu uyarısı beni derin derin düşündürdü. Aslında çok haklıydı.
‎Eğer insanlar yaşananlardan rahatsız değilse —ki son seçimlerde verdikleri oylar bunu açıkça gösteriyor— ben neden elimdekileri riske atayım?

‎Bu düşüncelerle boğuşurken, yıllar önce dinlediğim bir hikâye geldi aklıma:

‎Hindistan, İngiltere’nin sömürgesi altındayken bir İngiliz yüzbaşı, Yeni Delhi’de denetim yaparken bir Hintli ile tartışır. Tartışmanın sonunda Hintli, yüzbaşıya tokat atar. Yüzbaşı karşılık vermek ister ama orada tek başınadır ve çevrede çok sayıda Hintli vardır. Çaresizce karakola döner. Olanları komutanına anlatır:

‎“Komutanım, o Hintliyi mutlaka yakalamalıyız. Karakola getirmeli, falakaya yatırmalı, onu dövmeliyiz…” diye söylenir.

‎Komutan sakince dinledikten sonra cebinden para çıkarır ve yüzbaşıya verir:

‎“Al bu parayı, git ve o Hintliye ver.”

‎Yüzbaşı şaşkınlıkla sorar:

‎“Efendim, o beni dövdü, rezil etti! Şerefimizi ayaklar altına aldı. Şimdi siz bu parayı ona vermemi mi istiyorsunuz?”

‎Komutan kararlılıkla cevap verir:

‎“Evet, emrediyorum. Git ve bu parayı ona ver.”

‎Emir karşısında çaresiz kalan yüzbaşı gider ve parayı Hintliye verir. Hintli bu parayla küçük bir iş kurar. Zamanla evlenir, çoluğu çocuğu olur, çevresi genişler, itibarı artar. Kısacası hayatı yoluna girer.

‎Aradan yıllar geçer. Komutan bir gün yüzbaşıyı tekrar çağırır:

‎“Hani sana tokat atan Hintli vardı ya? Git, şimdi onun dükkânının önünde evire çevire döv.”

‎Yüzbaşı yine şaşkındır ama komutanın bir bildiği vardır diye düşünür ve gider. Hintliyi Yeni Delhi meydanında herkesin önünde dövmeye başlar. Önceden İngiliz bir subaya tokat atacak cesareti olan adam, şimdi ağzını bile açmaz. Her darbeden sonra tekrar ayağa kalkar, sanki “bir daha vur” der gibi. Karşı koymaz, sadece dayak yer.

‎Yüzbaşı, bu durumun şaşkınlığıyla karakola döner:

‎“Komutanım, bu adam zamanında hiçbir şeyi yokken beni rezil etmişti. Şimdi gücü, ailesi, itibarı, parası var. Ama karşılık bile vermedi. Neden?”

‎Komutan yüzbaşıya şöyle der:

‎“Evladım, o zaman bu Hintlinin kaybedecek hiçbir şeyi yoktu. Şimdi ise kaybedecek çok şeyi var. Bu yüzden susmayı tercih etti.”

‎Bu hikayeyi hatırlamak beni derinden etkiledi. Çünkü oğlumun söyledikleriyle aynı yere çıkıyor.

‎Belki de bu ülkede insanlar artık kaybedecek şeyleri olduğundan susuyorlar. Belki de bir şeyleri koruyabilmek için boyun eğmeyi öğreniyorlar.

‎Benim de bir ailem, bir işim, yılların emeği var. Ve belki de bu yüzden artık bazı gerçekleri içimde tutmayı öğrenmeliyim. Çünkü bazen susmak, korkaklık değil; sevdiklerini, emeğini ve geleceğini koruma çabasıdır.

‎Her sözün bir bedeli var. Ve bazen o bedel, ödeyemeyeceğimiz kadar ağır olabilir.

Türk Hindu

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Tüm hakları saklıdır © www.kamilgunduz.com.tr